www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws

Scroll images by bigoo.ws

www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws

Scroll images by bigoo.ws

MAGİC DESİGN - HAYAL ET ÜRET

MAGICDESIGN-HAYALETURET



Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta


MySpace Layouts

Son Eklenenler

eviniz için bir kaç şıklık:
YAŞ PASTA SEVENLERE HARIKA PASTALAR BUYRUN :düğün modelleri bun
yağlı boya kedi tabloları oil paint cats
takıcılar hişşt bakın işte size harıka taşlarımdan harika bir
ahşap boyama aşıklarına harika bir takım:
SAĞLIKLI VE MUTLU HUZURLU BİR ÖMÜR DİLEKLERİMLE:
Başlıksız
yağlı boya resim nasıl yapılır oil paint
Başlıksız
Başlıksız
BİTKİ ÇAYLARIINDAKİ ŞİFALAR :
burç dediğin böyle yorumlanır:
Başlıksız
kartondan ev eşyası yapımı eee zaman hesap zamanı ya :
tersten başlamak hayata.
felsefe
24 saat vucüdumuzda neler oluyor:
ruh halimize göre beslenelimmi:
burcunuza göre eviniz.:
Başlıksız


YABANCI SITELER
MAGGIESCROCHET
whowouldntloveahandknittedgift.com/
TEDDYS-HANDARBEITEN
KNITTINGHELP
KIRSTIKNITS BLOGSPOT
COLORJOY
LINK
site
yabanci site enfes modeller var
yabanci site örgüler
yabanci site danteler vs
yabanci site modeller
yabanci site harika modeller
bileklik modeller yb site
isiltili yazilar
banner yapmak icin
ÖRGÜ DESEN ÖGRENMEK ICIN VIDEO LAR
FIRKETE ISI ANLATIM RESIMLI
VIDEOLU FIRKETE ISI ANLATIMI
FIRKETE ISI VIDEOSU INDIREBILIRSINIZANLATIMLI VIDEOLU ÖRGÜ MODELLER CORAPLAR
  • DEĞİŞİK MODELLER
  • YABANCI ÖRGÜ MODELELRİ
  • AÇIKLAMALI BATTANİYE MODELLERİ
  • TIĞ İŞİ ÖĞRENİYORUZ
  • AÇIKLAMALI MODEL KİTAPLARI
  • DEĞİŞİK MODELLER
  • MODELLER
  • AÇIKLAMALI MODELLER

    SİTENİZ VE BLOGLARINIZ İÇİN KODLAR
    HTML KODLARIresimleri süslemek icin bilgiler
    MySpace Layouts

    Son Yorumlar




    Myspace layouts

    Dost Bloglar

    aysemmm
    blog


    woelfin Barış
    blog


    alkiyoni
    blog


    gzst2006
    blog


    hobilendik
    blog


    ikincibahar34
    blog


    hayaliperde
    blog


    gercekruyayorumlari
    blog


    yemektariflerimiz
    blog


    kadinlarkahvesi
    blog


    sacbakimiyontemleri
    blog


    benyaziyorum
    blog


    yildizlardangelenhaberler
    blog


    magicdesignsifalibitkiler
    blog


    bebekveresimleri
    blog


    yemekji
    blog


    bebeksagligi
    blog


    mutlulukperisii
    blog


    hamhumrestoran
    blog


    healthcare
    blog


    meleginizdennagmeler
    blog


    makyajteknikleri
    blog


    meleginizdenceyizsandigi
    blog


    besthotels
    blog


    herbalifetr
    blog


    pisilerim
    blog



  • hikayeler

                                                                        

    'Her sabah Afrika'da bir ceylan uyanır. En hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa öldürülecektir.

    Her sabah Afrika'da bir aslan uyanır. En hızlı ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa aç kalacaktır.

    Aslan veya ceylan olmanız fark etmez. Güneş doğduğunda koşmaya başlasanız iyi olur.'    (Afrika Atasözü )

     

    Çok çalışmak, emek harcamak, güven vermek, sevmek ve paylaşmak hayatın anlamlı olmasını sağlar. Her sabah uyandığımızda bir de böyle bakalım dünyaya. Unutmayın hayat uzun bir öyküye benzer. Ancak öykünün uzun ol

    DERS ALMAK

    ÜÇ HİKÂYE - ÜÇ DERS - BİR SÖZ

     

     

    1.Hikâye

    Kavak Ağacı ile Kabak

    Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:

    -Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?

    -On yılda, demiş kavak.

    -On yılda mı? Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.

    -Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!

    -Doğru, demiş kavak.

    Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa:

    -Neler oluyor bana ağaç?

    -Ölüyorsun, demiş kavak.

    -Niçin?

    -Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.

     

    1.Ders: Çalışmadan emek harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz. Kolay kazanılan, kolay kaybedilir.  Her işte alın teri ve emek şarttır.

     

     

    2. Hikâye

    En iyi Buğday

    Her yıl yapılan 'en iyi buğday' yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu. Çiftçi:

    -Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor, dedi.

    -Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? diye sorulduğunda,

    -Neden olmasın, dedi çiftçi.

    -Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır. Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir. Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.

     

    2. Ders: Sevgi ve paylaşmak en yakınınızdan başlar. Sonra yayılarak devam eder. Kin, cimrilik, nefret kimsenin hoşlanacağı davranışlar değildir.

     

     

     

    3. Hikâye

    Geleceğini biliyordum…

    Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker, en iyi arkadaşının az ilerde kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar. Tam siperden dışarı doğru bir hamle yapacağı sırada, başka bir arkadaşı onu omzundan tutarak tekrar içeri çekti,

    -Delirdin mi sen? Gitmeye değer mi? Baksana delik deşik olmuş. Büyük bir ihtimalle ölmüştür. Artık onun için yapabileceğin bir şey yok. Boşuna kendi hayatını tehlikeye atma.

    Fakat asker onu dinlemedi ve kendisini siperden dışarıya attı. İnanılması güç bir mucize gerçekleşti, asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa geri döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Fakat cesur asker yaralı arkadaşını kurtaramamıştı. Siperdeki diğer arkadaşı;

    -Sana değmez demiştim. Hayatını boşu boşuna tehlikeye attın.

    -Değdi, dedi, gözleri dolarak, -değdi…

    -Nasıl değdi? Bu adam ölmüş görmüyor musun?

    -Yine de değdi. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim içim.

    Ve hıçkırarak arkadaşının son sözlerini tekrarladı:

    -Geleceğini biliyordum… Geleceğini biliyordum…

     

     

    3. Ders: Güven vermek önemlidir. Güven duymak önemlidir. Duyulan güveni boşa çıkarmamak daha da önemlidir.

     

     

     

    'Her sabah Afrika'da bir ceylan uyanır. En hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa öldürülecektir.

    Her sabah Afrika'da bir aslan uyanır. En hızlı ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa aç kalacaktır.

    Aslan veya ceylan olmanız fark etmez. Güneş doğduğunda koşmaya başlasanız iyi olur.'    (Afrika Atasözü )

     

    Çok çalışmak, emek harcamak, güven vermek, sevmek ve paylaşmak hayatın anlamlı olmasını sağlar. Her sabah uyandığımızda bir de böyle bakalım dünyaya. Unutmayın hayat uzun bir öyküye benzer. Ancak öykünün ması değil, iyi olması önemlidir.

     

     

     

     

    __._,_.___


    Tarih: 22:34, 16/9/2008 Kategori: IBRETLIK HIKAYELER
    Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı



    KEDERLİ KIZ ARİANE...
    Ariane, kıyılarında dalgaların kudurduğu, Naksos
    adasında yaşıyordu... Aşktan nasibini alamamış kederli
    kız Ariane, sevgilisi Theseus tarafından terkedilmişti.

    Bu acıyla ağlayıp sızlıyor, Theseus'a beddualar ediyordu.
    Bazen kıyıda kumlar üzerine uzanıyor, kumları gözyaşları
    ile ıslatıyordu. Bazen de denize hakim yüksek bir kayaya
    çıkıyor ve Theseus'u götüren mavi geminin uzaklarda
    kayboluşunu tahayyül ederek, ayrılık gününü içi
    yanarak anıyor ve bağırıyordu:

    -"Theseus! Duygusuz, taş gibi bir yüreğin var! Seni
    hangi dişi aslan dünyaya getirdi? Senin yanında ne kadar
    mesuttum. Her şeye boyun eğen bir köle gibi sana hizmet
    etmedim mi? Senin yorgun ayaklarını yıkayan ben değil
    miydim? Yatağının üzerine erguvan renkli örtüyü kim
    yayıyordu? Beni bu ıssız adada bırakıp gideceğine, babamın
    evine götürseydin. Bundan sonra ben ne yapabilirim? Benim
    kederimi kim dağıtacak, bana kim ümit ve teselli getirecek?
    Kıyılarında azgın dalgaların gürültüler çıkararak parçalandığı
    bu adada ben nasıl yaşayabilirim? Derin ve korkunç deniz
    beni babamdan ve tanıdıklarımdan ayırıyor. Hayatımın
    ilk baharında, bu kayalık, ıssız adada terkedilmiş
    bir halde ölecek miyim?"

    Bir gün, gönlünde sayısız kederlerin dolup taştığı güzel
    saçlı bakire, bitkin bir halde kıyıya uzanmış ve kendinden
    geçmişti. İşte tam bu sırada rüzgarda uçuşan sarı saçları
    ile esrarengiz bir delikanlı, Naksos adasına çıktı.

    Karaya ayağını basar basmaz, bu ıssız adanın güzel kızı
    genç Ariane'i uykunun kolları arasında gördü.

    Esrarengiz delikanlı, sonsuzluğun ve yalnızlığın kralı idi.
    Uzay'ın uzanıp giden boş sesizliğine hükmediyordu.
    Bütün bunlara rağmen yaşamdan mesut olmasını
    biliyordu. Genç kralın gönüllerden kederi kovan,
    muztariplere neşe ve teselli getiren bir tabiatı vardı.

    Güzel Ariane'e baktığında kalbi heyecanla çarptı, iri gözleri
    ile onun uyuyuşunu, bu güzel manzarayı doya doya seyretti...

    Zavallı Ariane bir kayanın oyuğuna uzanmıştı. Uzun
    saçlı başını sol kolunun üstüne koymuş, sağ kolu da
    ilahi çehresinin parlak ve tatlı güzelliğini çerçeveliyordu.

    Uyandığında genç kral ona yaklaştı:
    -"Güzel peri kızı", dedi. "Sen şanlı bir kralın sevgilisi
    olmayı hak etmeden evvel Theseus'un ümitsiz aşığı idin.
    İlkbaharın neşesiyle canlanmadan önce kış soğuğu
    ile uzun zaman uyumuştun." Böyle söylerken Kral,
    elindeki tacı, hoşuna giden bu güzel kızın dalgalanan
    saçları üzerine koydu. Fakat bu parlak taç, Ariane'in
    alnına dokunur dokunmaz; uzadı, göklere kadar yükseldi.
    Üzerinde bulunan kıymetli taşların, cevherlerin her biri,
    gökyüzünde birer yıldız oldu. Kralın Kraliçesini bulmasının
    ve birleşmelerinin hatırasını ebedi olarak saklamak için bu
    yıldızlar tacı, gökyüzünde çakılı kaldı. Artık Genç Kral'ın
    sonsuzluğu ve uzayın karanlığı yıldızlarla cümbüşlenmişti.

    Ariane'in iffeti, yalnızlığı ve kalbinin hüznü ona
    günün birinde sonsuz mutluluğu getirmişti. Bunun için
    binlerce yıldır yıldızlar onlara bakmasını bilen
    mutlu insanlara göz kırparlar......

    Tarih: 18:00, 5/9/2008 Kategori: IBRETLIK HIKAYELER
    Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

    ÖLÜNCE ÖLMÜŞMÜ OLACAĞIZ !!!!!!!



    Karanlıktaymışlar.
    İki embriyo, bir ana rahminde...
    Her şeyden habersiz bekleşiyorlarmış, sudan bir beşiğin içinde...
    Sarılıp birbirlerine, karanlıkta uyumuşlar öylece...
    Haftalar geçmiş, ikizler gelişmiş.
    Elleri, ayakları belirginleşmiş.
    Gözleri çıktıkça meydana,
    İkisi de çevrede olup biteni fark etmiş...
    Ne rahat, ne güvenli bir dünyaymış bu...
    Sıcak, ıslak, sevgi dolu...
    'Öyle güzel bir dünyada yaşıyoruz ki' demişler, '... bize ne mutlu...'
    Gel zaman git zaman, çevreyi keşfe girişmişler.
    Bu karanlık dünyayı ve hayatın kaynağını deşmişler.
    Onları besleyip büyüten kordonu fark edince
    O kordonla kendilerini var eden Anne'lerine şükretmişler.
    Sonra başlamış bir varoluş tartışması:
    'Buraya nereden geldik, biz nasıl olduk' diye sormuş ikizler...
    'Annemiz' demiş biri, 'O bizi var etti, bize can verdi.'
    'Ne biliyorsun' diye itiraz etmiş öteki, 'Sen hiç Anneni görmedin
    ki...':
    'Belki de o sadece zihnimizdedir. Anne inancı bizi rahatlattığı için
    uydurduğumuz bir şeydir.'
    Süredursun ana rahmindeki tartışma, ikizler büyüyüp gelişmişler.
    Rahme sığmaz olup tekmeleşmişler.
    Artık parmakları ve kulakları varmış kerataların...
    Büyüdükçe anlamışlar ki, yolun sonu yakın...
    Gün gelecek, bu güzelim hayat bitecek;
    Karanlık bir yolculuk, onları bir başka diyara çekecek.
    '- Buradaki hayatımızın sonuna yaklaşıyoruz' diye fısıldamış
    ikizlerden biri efkarla...
    '- Ben gitmek istemiyorum' diye diretmiş öteki; 'doyamadım ki daha
    hayata...'
    '- Ama mukadderat alnına yazılandır; dua et, belki doğumdan
    sonra hayat vardır.'
    Sormuş karamsar olan:
    '- Bir gün bize hayat veren kordon kesilecek. Ondan sonra
    başımıza neler gelecek?'
    Şiirle cevaplamış iyimser olan:
    'Birçok giden/ memnun ki yerinden/ çok seneler geçti/ dönen yok
    seferinden...'
    Ve günlerden bir gün, yer sarsılmış, duvarlar kasılmış.
    Dayanılmaz sancılarla ikizler beklenen günün geldiğini anlamış.
    Buruşuk kollarıyla birbirlerine son kez sarılıp vedalaşmışlar.
    Ve 'ömrümüz bitti' diye çığlık çığlığa ağlaşmışlar.
    Azrail sandıkları bir el kesmiş onları hayata bağlayan kordonu,
    Ağlaya ağlaya karanlık bir koridordan öbür hayata çıkmışlar.
     
    Bu bir CAN DUNDAR Yazısıdır,
    hayatı sadece dünyadan ibaret sananlar
    gibi, yaşamlarının sadece ana rahminde olduğunu ve doğunca öleceklerini
    sanıyorlar..
    Kimbilir belkide bizde
    yanılıyoruz onlar gibi..
    Ölünce ölmüş değil,
    belkide doğmuş olacazğız.

    Nerdenbilebilirizki

    Tarih: 21:34, 2/9/2008 Kategori: IBRETLIK HIKAYELER
    Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

    hz ömer....


    Hz. Ömer arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler. Derler ki :
    -'Ey halife, bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü.

    Ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin.' Bu söz üzerine Hz. Ömer suçlanan gence dönerek :
    - Söyledikleri dogru mu diye sorar ,

    Suçlanan genç der ki :
    -evet dogru.

    Bu söz üzerine Hz Ömer anlat bakalım nasıl oldu diye sorar:

    Bunun üzerine genç anlatmaya başlar, der ki :

    Ben bulunduğum kasabada hali vakti yerinde olan bir insanım ailemle beraber gezmeye çıktık, kader bizi arkadaşların bulundugu yere getirdi.Afedersiniz hayvanlarımın arasında bir güzel atım var ki dönen bir defa daha bakıyor, hayvana ne yaptıysam bu arkadaşların bahçesinden meyva koparmasına engel olamadım, arkadaşların babası içerden hışımla çıktı atıma bir taş attı atım oracıkta öldü. Nefsime bu durum agır geldi, ben de bir taş attım,Babası öldü. Kaçmak istedim fakat arkadaşlar beni yakaladı, durum bundan ibaret' dedi.

    Bu söz üzerine Hz Ömer
    - 'Söyleyecek bir şey yok, bu suçun cezası idam.Madem suçunu da kabul ettin' dedi.

    Bu sözden sonra delikanlı söz alarak
    -'Efendim bir özrüm var' diyerek konuşmaya başladi

    - 'Ben memleketinde zengin bir insanım, babam rahmetli olmadan bana epey bir altın bıraktı.Gelirken kardeşim küçük olduğu için saklamak
    zorunda kaldim. Şimdi siz bu cezayı infaz ederseniz yetimin hakkını zayi ettiğiniz için Allah(cc) indinde sorumlu olursunuz, bana üç gün izin
    verirseniz ben emaneti kardeşime teslim eder gelirim, bu üç gün içinde yerime birini bulurum' der.

    Hz. Ömer dayanamaz der ki :

    -'Bu topluluğa yabancı birisin, senin yerine kim kalir ki?!'


    Sözün burasinda genç adam ortama bir göz atar, der ki:

    - 'Bu zat benim yerime kalir.' O zat Hz. Peygamber Efendimizin (sav) en iyi arkadaslarindan daha yaşarken cennetle müjdelenen Amr Ibni As' dan baskası değildir.

    Hz.Ömer Amr'a dönerek,

    - 'Ey Amr, delikanliyi duydun' der.

    O yüce sahabi

    -'Evet, ben kefilim' der ve genç adam serbest bırakılır.

     

    Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber yoktur. Medine'nin ileri gelenleri Hz. Ömer'e çıkarak genc'in Gelmeyeceği, dolayısıyla Amr Ibni As'a verilecek idam yerine maktülün diyetini vermeyi teklif ederler, fakat gençler razı olmaz ve babamızın kanı yerde kalsın istemiyoruz derler.

    Hz. Ömer kendinden beklenen cevabi verir der ki :
    -'Bu kefil babam olsa farketmez cezayi infaz ederim.'

    Hz Amr Ibni As ise tam bir teslimiyet içerisinde der ki :
    -'Biz de sözümün arkasındayız.'

    Bu arada kalabalıkta bir dalgalanma olur ve insanların arasından genç görünür. Hz. Ömer gence dönerek derki evladım gelmeme gibi önemli bir nedenin vardi neden geldin?' Genç vakurla başını kaldırır ve (günümüz insanı için pek de önemli olmayan) 'AHDE VEFASIZLIK ETTİ' demeyesiniz diye geldim der.


    Hz.Ömer başını bu defa çevirir ve Amr Ibni As'a der ki :

    -'Ey Amr, sen bu delikanlıyı tanımıyorsun nasil oldu onun yerine kefil oldun'.

     

    Amr Ibni As( Allah kendisinden ebediyyen razi olsun), vakurla kanımızı donduracak bir cevap verir,

    -'Bu kadar insanın içerisinden beni seçti.

    'İNSANLIK ÖLDÜ 'dedirtmemek için kabul ettim' der. Sıra gençlere gelir, derler ki :

    -'Biz bu davadan vazgeçiyoruz. '

    Bu sözün üzerine Hz Ömer :

    -'Ne oldu, biraz evvel babamızın kanı yerde kalmasın diyordunuz ne oldu da vazgeçiyorsunuz? 'der.


    Gençlerin cevabı da
    -'MERHAMETLİ İNSAN KALMADI' DEMEYESİNİZ DİYE ...



    Tarih: 22:19, 30/8/2008 Kategori: IBRETLIK HIKAYELER
    Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

    nefsinine yenik düşen neler kaybederde bilemez yazık onlara..

    BUNLARDA DİĞER BLOGLARIM HOŞÇAVAKİT GEÇİRİSİNİZ UMARIM.. http://www.hobitv.blogcu.com http://www.yaraticieller.blogcu.com http://www.turkishknit.blogcu.com/ http://wwwyildizlardangelenhaberler.blogcu.com http://www.gercekruyayorumlari.blogcu.com http://wwwmagicdesignsifalibitkiler.blogcu.com http://www.meleginizdenceyizsandigi.blogcu.com http://www.yemekji.blogcu.com http://pisilerim.blogcu.com


    Bir gün Caferi Sadık Radiyallahu An Hazretlerine birisi mürit oldu. İradet getirdi ve nesi varsa şeyhin önüne koydu. Şeyh, o yana bu yana baktı ve yine sahibine geri vererek, “Ey Derviş, git bunu elinle sat, parasını bize getir,” buyurdu.

    O kişi bu mücevheri pazarda yüz bin akçeye sattı ve parayı götürüp şeyhe teslim etti. Kendisine bir hizmet gösterildi, derviş bu hizmetiyle meşgul olmaya başladı. Aradan bir, iki yıl zaman geçti fakat derviş bulunduğu makamın hörmetini bilmediğinden ve şeyhin kadrini anlayamadığından, Hak teala onun gönlünden muritlik nurunu aldı. Bundan sonra o dervişin gönlüne yine dünya kaygıları düşmeye başladı.

    Diğer dervişlerle konuşurken, “Bizim halimiz neye varacak?” diye dert yandı.

    “Halimizde ne var?” diye sordular.

    “Daha ne olsun,” diye içini döktü.

    “Şurada ırgat gibi çalışıyoruz. Yediğimiz arpa ekmeği, giydiğimiz eski bir aba. Yemeğimiz arpa bulamacı. Buraya geldiğim zaman şeyhe yüz bin akçe teslim ettim. Bir lokmasını bize yedirmedi. Sırtımıza bir yeni aba bile almadı. Eskilerimize bitler üşüştü. Bağrımızı delik deşik etti. Ben buna tahammül edemeyeceğim. Bu kanaat ve bu yavanlık daha ne kadar sürecek? Şeyhe anlatsanız da bana birkaç akçe verse. Sermaye edinsem de nefsimi birkaç gün dinlendirsem. Yoksa bu yavanlığa dayanamaz sonunda helak olur, giderim.”

    Dervişler kendisine, “Be hey miskin, seni şeytan aldatmış, aklını karıştırmış. Seni dışarı çekip kendi cemaatine katmak istiyor. Sakın bu söylediklerini şeyh duymasın. Git gusül et, yeniden tövbeye gel. Olur ki şeytan senden bu kuruntuları keser. Sana bu gibi sözler söylemek ayıptır. Bizler bu yolun mahçup ve garip miskinleriyiz. Bir sultanın eşiğine kendimizi bıraktık, o bize yarayanı, bizden iyi bilir ve gereği neyse yapar. Böyle sözleri sakın bir daha söyleme, muritlikten düşersin. Murit olan kişi teslim olmalı ve susup bir kenarda oturmalıdır. Şeyhe şöyle, böyle demek olmaz. Dedilerse de berikinin kulağına girmedi.”

    Bir müddet sonra şeyh kendisini çağırdı ve sordu, “Getirdiğin parayı istiyormuşsun doğru mu?”

    “Aman sultanım birkaç akçe lütfeyle, nefsim mücahedeye doyamadı. “

    “Al sana birkaç akçe, git bana şu kağıda yazdığım eczaları al, gel,” dedi ve eline bir kağıtla, bir akçe verdi.  

    Derviş pazara gitti ve şeyhin istediği eczaları aldı, geldi.

    Şeyh, “Şimdi bana bir havan getir ve bu eczaları içine dök,” buyurdu.

    Derviş emredileni yaptı. Eczaları havana koydu, dövdü ve Şeyhe sundu. Şeyh bunları avucuna aldı, dört yuvarlak haline getirdi. Her yuvarlak, o dervişin getirdiği mücevher büyüklüğündeydi. Sonra bunları mubarek ağzına koydu, sağa sola çevirdikten sonra, ağsından çıkarıp dervişe verdi. Dört yuvarlak da birer mücevher olmuştu.

    Şeyh, “Git bu mücevherlerden birisini pazarda sat,  diğerleri dursun,” emrini verdi.

    Derviş mücevherlerden birisini pazara götürdü ve yüz bin akçeye sattı ve parayı şeyhe takdim etti.

    Şeyh parayı almadı ve “İşte verdiğin parayı aldın, kalan bu üç mücevheri yine havana koy ve döv. Seni bundan sonra Allah a ısmarladım,” buyurdu.

    Derviş taşları havana koydu, dövdü ve Şeyhe sundu. Şeyh de bunları bir üfürüşte yok etti. Toz halinde havaya karıştı. Olup bitenleri hayret ve dehşetle seyreden dervişe, Şeyh şöyle buyurdu, “İşte gözünle gördün ki, dervişler bir akçeden dört yüz bin akçe kar ederlermiş. Şeyhlerin hak yolunda yürümek isteyen müritlerin ve muhiplerin verdiklerine muhtaç olmadıklarını öğrenebildin mi? Onların bu yolda yüklerini hafifletmek için aldıklarını fark edebildin mi? Ey Derviş işte paracıklarını aldın, artık karşımda durma. Senin bütün çalışmaların hak katında batıldır. Zira verdiğin sadakayı, bana eziyet ve minnet ederek kendin iptal eyledin. Oysa Allahuteala sadakalarınızı minnet ve eziyet ederek iptal etmeyin buyurmuştur. Bunun için artık sana Şeyh eşiğinde durmak olmaz.”

     

    Derviş her ne kadar ağladı ve sızladı ise de kabul olunmadı ve yüz bin akçesini alarak çekildi gitti. Avama karışıp, yine avamdan birisi oldu ve yalancılığı o zamandan bu zamana kitaplarda yazılır ve dillerde söylenir oldu. Yalancılar, yalancılarla ve gerçeklerde gerçeklerle haşr olunacaktır . Haktuala buyurmuştur ki, “Yazıklar olsun, o günü yalanlayanlara.”

    Murselat suresi 15

    Şu halde bir kişi cehdetmeli ve gerçeklerden olmalıdır. Gerçekler iki cihana da yararlar, yarın iki yol olacaktır. Yalancılarla gerçekler seçilecek, yalancılar cehenneme ve gerçekler cennete gideceklerdir. Gerçek yola getirmek isteyenleri yalanlayanlarsa, cehennemliktir.”

     GER ÇEK   DEĞERLERİ  NE İLE  ÖLÇERSİNİZ...

     


    Tarih: 15:22, 5/8/2008 Kategori: IBRETLIK HIKAYELER
    Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

    <- | Sonraki Sayfa ->

    < marginwidth="0" marginheight="0" frameborder="no" scrolling=no allowtransparency="true">
    Get your own calendar






    hayalet

    Recados e Imagens - Engraçadas - Orkut

    Recados, Gifs e Imagens no Glimboo.com

    Participe da comunidade do Glimboo no Orkut